| izmirligurhan's profileizmirliblogcu'nun sitesiBlogListsNetwork | Help |
izmirliblogcu'nun sitesi |
|||||||
|
|
November 17 AT YARIŞI YORUM VE TAHMİNLERİwww.horseracing.blogcu.com TÜRKİYENİN EN ÇOK KAZANDIRAN SİTESİNDE
|
||||||
| SEVGİLİ YARIŞ SEVERLER
GÖNDERDİĞİNİZ TÜM KUPONLAR
SİTEMİZDE YAYINLANACAKTIR AT YARIŞLARI İLE İLGİLİ EDİTÖR
İZMİRLİMTKP İZMİRLİBLOGCU |
Eger Kordon dendiginde akliniza elektrikli ev aletlerinin disinda
bir yer ismi geliyorsa ;
Korfez kokusu nedir biliyorsaniz ;
Hilton'un yapildigi tarihi hatirlayabiliyorsaniz ;
Fame City' de deliler gibi eglenip (yasiniza bakmadan) ciktiginizda
"vay be, bizim de bir gokdelenimiz var" dediyseniz;
"TAM 35" ve "35 BUCUK" kavramlari size birsey ifade ediyorsa ;
"Gevrek", "Cigdem", "Domat", "Nohut" gibi kavramlari kullaniyorsaniz ;
"Boyoz" kelimesi size biseyler hatirlatiyorsa;
Arapsaci, turpotu, dalagan, istifno, ebegumeci denizborulcesi...........
nedir biliyorsaniz ;
Konusurken arada bir diliniz, siz istemeseniz de "geliyom, gidiyom, gelcen,
yapcan, etcen"
seklinde surcebiliyorsa ; (Bakiniz Funda Hanim; Izmir'li oldugumuz için böle
konusuyoz )
Hidirellez denince sokaklarda yakilan atesler akliniza geliyorsa
(Izmir disindaki sehirlerin belli basli alanlari disinda ates yakilmazmis;
halbuki Izmir'de sokaklarda ates yakilir)
Behcet Uz'un kim oldugunu biliyorsaniz ;
Attila Ilhan, Can Yucel, Sezen Aksu isimlerini duydugunuzda soyle bi
kabariyorsaniz ;
Simdiye kadar kac kisinin "korfezi temizleyecegim" dedigini
hatirlayabiliyorsaniz ;
Simdiye kadar bir kere bile olsa Sevinc'in onunde bulustuysaniz veya
Sevinc'te "kup" yediyseniz ;
Universite denince akliniza iki tane, ozel okul (kolej) denince de sayili
isim geliyorsa ;
Sicakkanliysaniz ;
Parasut kulesinden atladiysaniz ya da atlayan tanidiklariniz varsa ;
Fuar'daki golde kugulara bindiyseniz ;
Her sene Agustos'un sonunda fuara giderek " bir kac unlu gorsek bari"
diyorsaniz ;
Hicbir zaman bir yere gec kalma korkusu yasamadiysaniz ;
Her yil 9 Eylul'de Turk Yildizlari'ni canli izliyorsaniz;
Hayatinizin onemli bir bolumu belediye otobuslerinde geciyorsa;
Nisan - ekim aylari arasinda haftasonlarini Guzelbahce, Urla, Seferihisar,
Cesme, Inciralti, Sahilevleri,
Mordogan, Karaburun, Gumuldur, Kusadasi, Dikili, Foca vb.'de geciriyorsaniz;
Cocukken Kemaralti'nda kaybolduysaniz; (Ben iki yasimdayken kaybolmustum FPRIVATE "TYPE=PICT;ALT=:)" )
Babaniz "biz cocukken Konak'ta denize girerdik" hikayeleri anlatiyorsa;
Baska bir sehirdeyken insanlarin giyimleri ve davranislari size ters
geliyorsa;
Etrafinizda sortlu, mini etekli, askili giysili kizlar ve sortlu, kupeli
erkekler gormek dikkatinizi cekmiyorsa;
Kordon'un eski halini hatirliyorsaniz;
Saat Kulesi'nin deniz kenarinda oldugu zamani hatirliyorsaniz;
Pizzaniza ketcap ve/veya mayonez dokuyorsaniz;
Bir kere bile YKM'nin onunde bulusup sinemaya gittiyseniz;
En az bir yabanci dil biliyorsaniz ve gunluk hayatinizda turistlere
alisiksaniz;
Kampus denilince akliniza sadece Ege Universitesi'nin kampusu geliyorsa;
Cuzdaninizda en az bir tane Kentkart varsa;
Cevrenizde birilerinin Karsiyaka ve Izmir'in geri kalanini karsilastirdigini
duyunca kulak kabartiyor ve hatta itiraz ediyorsaniz;
Izmir'in cevresindeki yazlik beldelerde biyikli, gobekli Ankarali ve
Istanbullulari gormek sizi rahatsiz ediyorsa;
Mahsun Kirmizigul ile Alisan'i ayirt edemiyorsaniz;
En son gittiginiz milli macin tarihini hatirlamiyorsaniz;
Basketbolu futboldan daha cok seviyorsaniz;
Yaya gecidi kavramindan habersizseniz;
Kusadasi'na ADA diyorsaniz;
Ugrak ve Bahane'nin yerini biliyorsaniz;
Izmir'de sadece iki McDonald's olan zamanlari hatirliyorsaniz;
Montro ve Lozan, size Avrupa sehirlerini hatirlatmiyorsa;
Toplumsal sevinclerde ve kutlamalarda akliniza gidilecek sadece tek bir
bulusma yeri geliyorsa;
Otobuste size biletini ya da kentkartini veren kisi karsiliginda para
almamakta israr ediyorsa;
Her yil okulun ilk haftasi elinizde listeyle Sevgi Yolu'na gidiyorsaniz;
Yolda biriyle carpisinca digerinin hatasi olmasina ragmen refleks olarak
gulumseyip ozur diliyorsaniz;
Trafikte 34 plakali suruculerden sikayetciyseniz;
Yengen deyince akliniza yiyecek bir seyler geliyorsa;
Konak Meydani'nda vapura giden yoldaki cesmeden bir kez bile su icmisseniz;
Kordon'da gunesin batisini izlemenin bir ayricalik oldugunu dusunuyorsaniz;
"Okulu asmak" ya da "okulu kirmak" yerine "okulu ekmek" diyorsaniz;
Fuar denilince akliniza lunapark geliyorsa;
Size dogru yaklasan bir kamera ile mikrofon gorunce hizli adimlarla yolunuzu
degistiriyorsaniz;
Evinize en fazla 100 m uzaklikta bir Tansas magazasi varsa;
Baska bir sehre gittiginizde orada yasayanlara aciyorsaniz;
Goztepe, Cankaya, Bahcelievler isimlerinin sadece Izmir'de kullanildigini
saniyorsaniz;
Uzaktayken "Aahh simdi Izmir'de olsaydim..." diyorsaniz;
Siz İzmir lisiniz demektir...
O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor,
her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp,
hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu
bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,
O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O...
her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez
özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın
O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...
O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme,
vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,
bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,
sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.
Can Dündar
Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir..
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak daha güzel,
Hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mi ?
Cami'de uyanıyorsunuz. Bir tahta
sandık içersinde, Herkes karsınızda
saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor
ve tüm haklar helal edilmiş
vaziyette.tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı,
Olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir
İtibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi
Hazır.arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size
maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı
alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev....
Altmışlı yaslara kadar hersek garanti, huzur
içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor,
kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün
çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün
size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın
kol saati veriyor patronunuz.. Ve genel müdürlük
veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir
insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karsınızda
el pençe divan...vücudunuzda da bazı hoşa giden
hareketler
de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
Diğer hormonal aktiviteler artıyor,
fevkalade.....aman ne güzel günler başlıyor...
Derken bir gün patron size artık üniversiteye
gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada babanız ortaya
çıkmış, "fazla çalıştın" diyor "artık eve dön, isi
bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun..."
keyfe
bakar misiniz ?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden,
su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler,
kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve babanız sizi
götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de
yok artık....
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur,
keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" Diyorlar..
Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı
bile Temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık
yaratıyor
ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme
kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde
hazır. Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama
giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya
dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor,
sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir
ortamda yasıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir
hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde müthiş bir
Olayla hayatiniz bitiyor....
|
No list items have been added yet.
|
|
|